Tip-1 Diyabet’im Hakkında

Tura başlamadan önce kafamızı kurcalayan en büyük problem tip 1 diyabet olmam ve bununla ilgili yaşayacağım zorluklardı.

O zamana kadar hiç bir aktiviteme engel olmayan diyabet bu sefer biraz düşündürüyordu. Bunun başlıca sebebi ise, kolayca temin edebildiğim ve rahatlıkla soğuk zincirde muhafaza edebildiğim insülinleri yolda nasıl temin edecektim. İki alternatif vardı. İlki yanımızda taşımak, ikincisi ise yolda ya satın almak ya da hastanalerde muayene olup ilaç yazdırmak, tabi mümkün olursa.

İlk olasılıktaki zorluk, motosikletin sınırlı bagajında kaç aylık ilaç taşıyabilecektik ve bu ilaçları bozulmadan nasıl saklayacaktık. İkinci ihtimaldeki handikap ise, ya ilaç bulamazsak o zaman nasıl idare edicektik, ve eğer ilaçları yazdırmadan, satın almak zorunda kalırsak, bunun bütçesi ne olacaktı…

İlk alternatif üzerine yoğunlaştık, çünkü evde en azından 7-8 ay yetecek kadar insülinim vardı. Saklama konusu ile ilgili de biraz deney yaptık yola çıkmadan. Aklımızdaki fikir insülinleri kaliteli ve büyükçene yemek termoslarına koyup, her gün içlerine restoranlardan, kafelerden veya barlardan buz temin edip sürekli belli bir sıcaklığın altında tutmaktı. Evde yaptığımız birkaç denemede anladık ki her gün buz takvyesi yaparak insülinleri maksimum 8 derece olacak şekilde saklayabiliyoduk. Termosları da direkt güneş ışığı almayacak şekilde çantaların ortasına doğru yerleştirirsek, 1 hatta 2 gün yeterli sıcaklıkta saklayabileceğimizi düşündük. Bu plan için yine de biraz daha araştırma yapmaya gerek vardı. Mesela bilimsel makaleleri okuyup, insülinlerin kaç derecede ne kadar kalırsa etkilerinni ne kadar düştüğünü araştırdım. Çıkan sonuçlar oldukça motive ediciydi. Örnek verirsem eğer, bir insülin oda sıcaklığında 1 ay beklerse ancak etkisinin %20’sini kaybediyordu. Tamamen bozulmuyor etkisi düşüyordu.

Hem evdeki tstler hem de okuduklarımdan çıkardığım sonuçlarla insülinleri yanımızda taşımaya karar verdik. En az yer kaplayan kartuş şeklindeki insülinleri tercih ettik. Kalem sabit, kartuşlar değişiyordu bu da nerden bakılırsa bakılsın tehminimizden %50 daha fazla insülin taşımamızı sağlamıştı.

Tur boyunca 3 kere takviye yapmamız gerekti. Birisini Arjantin’de uzunca bir mola verdiğimizde, ailelerimizin bizi ziyarete gelmesiyle aldık, diğerini ise ABD’de New Jersey’deyken bir arkadaşımız vasıtasıyla. Son takviye ise Singapur’a motorları gönderdikten sonra Türkiye’ye uğradığımızda temin etmiş ve yanımızda taşımıştık.

Yol boyunca sürekli istediğimiz sıcaklıkta tutamasak da insülinleri neredeyse hiç bozulmadılar. Bozulan tek şey şeker ölçüm cihazı oldu ama sağolsun üretici firma yedekli vermişti bir nevi sponsor olarak ve o sayede problem yaşamadık.

Diğer bir destek de Roche firmasından gelmişti. Diyabet yönetiminin en önemli unsuru olan ölçüm yapmayı kolaylaştırmak için beni ölçüm çubuklarına boğmuşlardı. Ne kadar teşekkür etsem azdır.

Turda diyabet yönetimiyle ilgili ise en çok zorlandığımız ülke ABD ve bazı Asya ülkeleri oldu. Karbonhidrattan zengin beslenme alışkanlıkları olan bu ülkelerde şeker kontrolü oldukça zordu. Zaman zaman yüksek değerlerde seyretti. Fakat Tayland, Singapur, Laos gibi ülkelerde ise noddle çorbaları sayesinde tekrar düzene girdi diyabet.

Yani özetleyecek olursak biraz araştırma, dikkat etme sonucunda koca bir tur hiçbir sorun yaşamadan bitti. Yine olsa yine yaparız 🙂