Texas – Chicago – Washington DC

Çolpanların yanından ayrıldığımızda turumuzun da birinci yılını bitirmeye çok yaklaşmıştık. Ve son bir yıldır 200’e yakın bir sayıda çadırda konaklamıştık. Haliyle çadırımız da epey yıpranmıştı. Bununla beraber yağmurluklarımız da eskisi gibi su geçirmez değildi. Tüm bunları bize bu konuda sponsor olan Kutupayısı ile paylaştığımızda onlar da ürünleri yenileyeceklerinin müjdesini vermişlerdi. Bu süre zarfında ürünler hazırlandı, İstanbul’da ailemiz tarafından teslim alındı. Geriye tek bir adım kalmıştı, o ürünlerin Amerika’ya getirilmesi. Bunun için sosyal medya kanallarımızda bir paylaşım yaptık ve bize yardımcı olabilecek birisi olup olmadığını sorduk. Şans bu ya, Türkçe yaptığımız bu paylaşımı gören Elina (El Salvador’lu Alex’in eşi hatırlarsınız), biz Washington DC’ye geliyoruz eşyalarınızı getirebiliriz dedi. Çok sevindik, hemen paketi kendilerine ulaştırdık ve ürünler onlarla birlikte Amerika’ya gelmiş oldu. Fakat biz daha Texas’dayız ürünler DC’de. O sırada da üniversiteden arkadaşım Canan ile görüşüyordum, onlar da Chicago’da yaşıyordu. Hem bu kargo işini halledip hem de onlarla görüşmek adına dedik ki Elina’lara, acaba paketimizi Chicago’ya gönderir misiniz, onlar da tabi ki dediler. Biz Texas’tan, paketimiz DC’den Chicago’ya doğru yola koyuldu. Böylece doğuya mı batıya mı sürelim kararsızlığımızı da çözmüş olduk. Ülkenin ortasından kuzeye çıkıyorduk 🙂

Chicago’ya giderken Amerika’nın orta eyaletlerini görme şansı yakaldık. Kah parklarda kah kilise bahçelerinde derken bazen de insanların arka bahçelerinde izin alarak çadırda kaldık ve o coğrafyayı ve insanını da tanıma fırsatı bulduk. Aslına bakarsanız tüm politik görüşleri bir kenara bırakınca, iyi insanlar. Derdinizi açık bir şekilde dile getirdiğinizde yardımcı oluyorlar. Evet soru sorma konusunda biraz kabalar, ama bu her ülkede her coğrafyada olan bir kabalık. Nasıl hikayeler anlatılıyorsa bizi de herkes korkuttu, insanların elinde silahı olur aman dikkatli olun diye ama biz hiç böyle bir tehdite rastlamadık. Hatta bir keresinde Arkansas’ta bir milli parkta bizim geceyi ücretsiz geçirmemizi sağlayacak kadar da yardımcı oldu park görevlisi. Hazır Arkansas demişken şunu belirtmekte fayda var. Eğer bir gün Arkansas’a gider de eyaletin ismini “Arkansas” diye okursanız eyalet yasalarına göre suç işlemiş olursunuz. Yasalara göre “Arkınsaou” gibi bir şekilde okumanız lazım. Yerli dilindeki bir kelimenin Fransızlar tarafından bu hale gelmesi diyebilirim özetle.

Ve Chicago…

Yolun son kısımlarını tarihi “Route 66″e denk getirerek Amerikanın en büyük şehirlerinden birisi Chicago’ya vardık.  Ve tehlikelilerinden birisi. Bu konuda da yol boyunca Amerikalılar tarafından hep uyarıldık. Route 66 boyunca dokusu hiç bozulmamış bir çok kasabadan geçtik, özellikle yolun Illinois eyaletindeki bu kısmı çok iyi korunmuş ve kesinlikle görmeye değer. Artık bu yolun yerine başka bir eyaletler arası yol hizmet veriyor.

Hava kararmaya ve yağmur yağmasına çok yakın bir saatte Canan bizi kapıda karşıladı. Nerdeyse hiç değişmemiş arkadaşım 🙂 Her ne kadar bize köy kokuyorsunuz diyip kötü koktuğumuzu şirin bir şekilde bize hatırlatsa da bizi hemen içeri aldı o halimizde. Aslında hoşuna gitmiş kıyafetlerimize sinen koku, kötü değil de güzel koktuğumuzu anlatmaya çalışmış ama neyse biz aldık mesajı 😀 Hemen odamıza yerleştirdi bizi. Önce kızı Leyla sonra da eşi Dan ile tanıştık. Onlarla geçirdiğimiz birkaç gün içerisinde hem Chicago’yu gezdik, hem turumuzun birinci yılını beraber kutladık. Ve tabi ki kargomuza da kavuştuk. Yeni bir çadır, yeni yağmurluklar ve pofuduk montlarımız. Artık kuzey amerika kışına hazırdık. Chicago’dayken yolda sponsorluk başvurusunda bulunduğumuz Aerostich firmasıyla tekrardan kontak kurduk ve tulumlarımız için bize sponsor olmaya karar verdiklerini öğrendik. Herhalde son zamanların en iyi haberiydi bu.

Şimdi yazarken farkettim ama Chicago gerçekten bir çok açıdan turumuzun dönüm noktası olmuş. Canan’larla kalırken acaba mı dediğimiz Kanada için Bolivya’da tanıştığımız Kanadalı arkadaşımız Mark ile konuşmuş ve Kanadayı doğudan batıya geçmek için en güzel mevsimin bu zamanlar olduğundan bahsetmişti. Biz de Kanada vizesine başvurmaya karar verdik. Neden doğudan batı yazdım, çünkü artık Washington DC’ye gidip Alex ve Elina ile buluşmak istiyorduk. Onlar İstanbul’a uçmadan yakalamak istiyorduk. Ve biz de Kanada’ya doğudan girip batıdan çıkmak ve Amerikanın batısını ikinci sırada gezmek istiyorduk.

DC’ye gidişimiz tatlı bir maraton gibiydi. Yolun en büyük sürprizi ise Ohio’da tanışıp evlerinde kaldığımız ve inanılmaz güzel vakit geçirdiğimiz Ayşe ve Ayhan’dı. Bir gece kalırız diye düşünmüştük ama Kanada vizesine online başvuru yaparken işin çok uzamasından ötürü bir gece daha kaldığımız bu aileyle harika vakit geçirdik. Hala da sık sık anıyoruz onları. Chicago’dan çıkarken yeni motosiklet tulumlarımızı da DC’ye gidecek şekilde ayarladık ve kargonun geldiği haberini aldık yolda Alex’lerden.

Ayşelerden ayrıldıktan sonra Meksika’da değiştirdiğimiz arka lastiklerden benim motorda takılı olanın oluşan çatlaklardan ötürü neredeyse patlamak üzere olduğunu gördük. Hemen bir motorcu aramaya başladık. O arada yanlışlıkla bahçesine daldığımız bir teyzeyle muhabbet ederken motor yan ayaktan kendi kendine düşmeye karar verince son bir hamle ile motora koştum ama nafile, yetişemedim. O arada ön cam da kırıldı. Böyle boynu bükük bir halde lastikçiye sürmeye başladık. Lastiği değiştirdik ve yola devam ettik. Ama nedense bu cam kırılmasına çok moralim bozuldu. Bir de üstüne motorun km teli kopunca çok moralsiz bir şekilde sürdüm DC yolunu. Kimi insan vardır işi bir şekilde yürüse de kafasına takmaz bense bazen çok takılanlardanım. O cam ve km teli benim moralimi çok bozdu. Motor şekilsiz duruyor bir de üstüne rüzgar çok zorluyordu otoyolda. Km görememek de hız sınırına uymakta çok zorluyordu. Ama esas olan yaptığım km’nin motorda görünmemesi :/

Fakat herşey DC’ye varıp Alex’lerin kapısını çalana kadarmış. Bu turda bizim hayatımıza giren insanların içinden sıyrılan bu ikili, bir arkadaştan çok ailemiz gibi oldular bize. Yaptıkları maddi şeylerin dışında manevi olarak bize hissettirdikleri o zamanlarda çok özlediğimiz ailelerimize yakın hissettirdi. Onlarla beraber harika vakit geçirdik. Şu anda farkediyorum, kelimeler kifayetsiz kalıyor bizim için yaptıklarını düşününce. Tek diyebileceğim şu, dünya üzerinde böyle insanlar olduğunu bilmek bize umut veriyor. Alex ve Elina ile hayat boyu süreceğinden emin olduğumuz bir dostluğun temellerini atıp, onları İstanbul’a gönderdik. Onlarsa evlerinin anahtarını bize bırakıp, bu ev boş ve istediğiniz kadar kalabilirsiniz dediler. Birkaç gün daha dinlenip yeni tulumlarımızı giyip yola çıktık kuzeye doğru. DC ile ilgili unutmayacağımız bir şey de Elina’nın bayılarak yediği mochi dondurmasıydı. Turun geri kalanında her markette aradık 😀

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s