Meksika

Resmi olarak Kuzey Amerikada sayılıyor Meksika. Hatta havalı bir de isimleri var üst komşularından özendikleri; “Estados Unidos de Mexico”. Tam karşılığı Meksika birleşik devletleri, tanıdık geldi di mi 🙂

Her konuda özendikleri üst komşuları ABD’den temel olarak dilleri ile ayrılıyorlar. İspanyolcayı da ABD’ye yayacak kadar ingilizce konuşmuyorlar diyebiliriz. Diğer ayrıldıkları nokta ise uygulanmayan kuralları, şekilsiz otoyolları vs… Fakat tacolara diyecek yok. Çeşit çeşitler, ucuzlar ve lezzetliler. Herhalde turda Türkiye mutfağından sonra kendimizi en yakın hissettiğimiz yer Meksika mutfağı olmuştur.

Genel olarak pozitif bir önyargı ile gelmiştik Meksika’ya ama insanların soğuk olması bizi şaşırttı. Bir başka şaşırdığımız konu ise Meksika denince akla ilk gelenlerden olan Tekila’nın o kadar da yaygın olmaması hatta hiç olmaması 🙂 Sadece üretildiği kasaba ve büyük barlar dışında.

Meksika’ya Cancun bölgesinden girdik, Palenque ve San Cristobal üzerinden Pasifik kıyısına dokunduk, Mexico City’ye uğramadan teğet geçerek Texas sınırına doğru sürdük.

Cancun bölgesinden başlarsak eğer, net bir şekilde turistik hatta ABD turistine göre tasarlanmış bir turistiklikte diyebiliriz. Biz 3-4 gece Playa del Carmen’de kaldık. Karayiplerin nefis rengine bayıldık. Bol bol taco yedik, şekilli kokteyller içtik. Kesinlikle bu adamlar iyi kokteyl hazırlıyorlar. Playa del Carmen’de benim motosikletin gidonundaki dağılan bilyelerin değiştirmek için bir Yamaha servisine gittik ama bıraktığımızdan daha kötü bir halde aldık motoru. Bir sonraki hedefimiz Palenque’ye kadar olan yolda motoru kullanmak git gide zorlaştı ve dandirik bir kasabada geçici bir çözümle en azından gidonu döndürebilir hale geldim!

Campeche’de bir mola verdik. Tipik birer İspanyol şehri olan bu yerlerde akşamları kasabayı gezmek güzel oluyor. Kolonyel sokaklar ve o sokakları dolduran ve eğlenen insanlar güzel tatlar bırakıyor insanda.

Bu bölge İspanyol’lardan önce Mayalar’ın hüküm sürdüğü bölgeler ve fethedildiklerinde arkalarında sayısız tapınak bırakmışlar. Biz de bunların hepsine girmek yerine içlerinden fiyat performansı en yüksek olan Palenque’yi görelim dedik. Eminiz daha uygun hatta beleş başka tapınaklar vardır ama turistik olanları için bunu diyebilirim en azından. Palenque ise hakikaten görkemli bir tapınak, ama gerçekten bu kadar. Görkemli. Maya tarihine ilgimiz az olduğundna bize çok birşey ifade etmedi ama pek çok insanın seveceğine eminim. Burda enteresan olan ise burayı görmek için gece konaklaldığımız sudan ucuz kamping. Mekan sahipleri o kadar sarhoştu ki ya yanlış fiyat söylediler ya da umurlarında değildi. Bedavadan biraz pahalı bir fiyata geceyi geçirdik. Ben yine de sebebini dolaptaki tüm biraları bitirecek kadar içmiş olmalarına bağlıyorum. Yemeğimizi yedik ve bastıran sağnak tropikal yağmurdan korunmak için üstü kapalı alandaki çadırımıza girdik. Ertesi sabah ise tapınağı gezip yola devam ettik.

Yolun bu kısmı biraz heyecanlı olmadı değil. Herkes San Cristobal’e başka yoldan gitmemizi bu yolun bloke olduğunu söylüyordu. Biz de neden diye sorduğumuzda sebebini kimse tam anlatamıyordu. Tabi ki kimseyi dinlemedik ve yola bildiğimiz yoldan devam ettik. Evet yolun tam ortalarına denk gelen bir yerde insanlar toplanmış arabalarından inmiş bekliyorlardı. Fakat biz durmadık aralarından ilerledik, hatta önümüzdeki kamyonet de öyle yapıyordu. Ve blokajın olduğu noktaya geldik. Bir kamyon yolu diklemesine kesecek şekilde park etmiş ve yolu bloklamıştı fakat sağından geçiş vardı. Kamyoneti takip ederek biz de geçtik sorunsuz bir şekilde ama gerçekten o insanlar neden bekliyor niye yandan, bizim, hatta kamyonetin geçtiği gibi geçmiyorlar anlamak mümkün değildi.

Yola devam ettik. İyice ıssızlaştı. Dağ köylerinde garip garip maskeli tipler belirmeye başladı. Bir iki derken üçüncüsünde maskeli ve sopalı tipler üstümüze bile yürüdüler, ama bastık geçtik umursamadan. Fakat mekanda bir takım olayların döndüğü belliydi. San Cristobal’e vardığımızda ise yine alçak ve renkli evlerden oluşan kolonyel bir şehir bizi karşıladı. Kısa bir hostel arama çalışmasından sonra aradığımız otoparklı internetli rahat hosteli bulduk.

San Cristobal gerçekten çok sevimli bir şehir. Görülecek pek çok yeri var. Biz de öyle aylak aylak dolaştık hemen odaya yerleştikten sonra. Bu arada da Tuğçe, buralarda olduğunu öğrendiği başka bir gezgin çiftle haberleşmiş ve buluşma ayarlamıştı akşam için. Muhabbet çok güzeldi hatta yanlarında bir türk arkadaş daha vardı ve ertesi gün için sözleştik. Biz yola çıkarken onlarla buluşup kahve içecek ve sonra yola devam edecektik. Bu plan doğrultusunda odayı boşalttık, motorlarımıza bindik, buluşacağımız kafenin oraya geldik. Gülfem ve Tülay ile buluştuk, sohbet muhabbet öyle koyuydu ki, bizim yüksek sesimizi duyan bir başka Türk Burak ve eşi Yunan Rosemary de bize eklendiler. Ve bu sefer de o akşam için sözleştik ve hostelimize geri döndük. Dönüşte Tuğçe’nin lastiğinin patlak olduğunu gördük, nedemişer her işte bir hayır vardır. Akşam buluştuğmuzda masada Buraklarla orda restgele tanışan Deniz de eklenmişti 🙂 Meksika’nın ortasında bir yerde kocaman bir Türk grubu olmuştuk ve doyasıya muhabbet ettik. Güzel bir geceydi.

Yola çıkmadan önce bir Yamaha servisine uğrayıp hem lastikleri değiştirdik hem de benim gidondaki sorunu çözdük. Artık hedef Pasifik kıyısındaki Puerto Escondido idi. Harika dağ yollarından müthiş manzaralar eşliğinde Pasifik’e yeniden kavuştuk. Tatlı bir sahil kasabası olan Perto Escondido’da bir gece geçirip nefis birer yemek yiyip Oaxaca’ya doğru sürdük motorları.

Oaxaca da San Cristobal gibi bir yerdi. Güzel bir hostel bulup nefis bir odada birkaç gün geçirdik ve güzelce dinlendik. Burdada yine Türklerle tanıştık. Fakat Oaxaca gerçekten güzel bir yer ve kesinlikle görülmeli. Tavsiye ediyoruz bu yüzden.

Oaxaca’dan sonra artık Latin Amerika’yı terk etme kararı aldık ve rotayı kuzeye Texas’a çevirdik. Yollar garipleşti. Kasabalarda yanmış araçlar, barikatlar arttı. Anladık ki evet artık bu ülkeden çıkmamız lazım. Son bir noktayı daha ziyaret etmek istedik o da Dağdan akan termal suyun birikmesiyle oluşmuş doğal havuzların olduğu Grutas de Tolantongo idi. Fakat deli gibi bir yol katettikten sonra karşılaştığımız manzara sonrası yanlış bir seçim yaptığımızı farkettik. O doğal güzelliğin üzerine tesis yapıp doğal havuzların yanına sağına soluna bir çok yapay havuz yapıp Meksika’lıların akınına uğratmışlar. Fakay tine de o kadar gelmişken parasını verip girdik. Keyif de aldık fakat değermiymiş, hayır değmezmiş…

ABD sınırına yaklaştıkça işler değişti. Kasabalar ıssızlaştı, sokakta insan görmemeye başladık. Son bir kaç günü şehir merkezlerinde otellerde geçirip nihayet ABD’ye ulaştık. Onun hikasi ise bir sonraki yazıda. Meksika hayallerimizi biraz yıksa da fena vakit geçirmedik aslında. Güzel insanlar tanıdık. Ama tekrar geleceğimizi sanmıyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s