Gülümseyen İnsanlar Ülkesi El Salvador

Seyahatimizin en beklenmedik yeri oldu El Salvador. Honduras-El Salvador-Guatemala şeytan üçgeninin ikinci ülkesi olacaktı bizim için. Kafalar karışık, sürekli tetikte…

Derken bir gün Tuğçe’nin tekefonuna bir mesaj geldi, “Ailem orda yaşıyor, isterseniz onlarda kalabilirsiniz diye”. Mesajı gönderen Tuğçe’nin İstanbuldaki çalıştığı stüdyonun üyelerinden Alex’ti. Ben çok tanımasamda ayaküstü muhabbetlerden hatırladığım kadarıyla çok tatlı bir adamdı Alex, Tuğçe ise defalarca ne kadar iyi insanlar olduklarından bahsetmişti Alex ve eşi Elina’nın. Bizi bir huzur aldı, dünyanın en tehlikeli ülkelerinden birisinde kapımız vardı, hatta Alex diyordu ki isterseniz San Salvador yani başkentte de diğer ailemin yanında kalabilirsiniz. Sevinçten havalara uçacaktık nerdeyse. O zamanki gerginliğimizi bu haber oldukça hafifletmişti.

Sınır geçişinde uzuun bir bekleyişten sonra pek bir sorun yaşamadan işlemleri yapıp geçtik sınırı. Alex’in teyzelerinin yaşadığı ev San Miguel’deydi ve sınıra çok yakındı. Motora bindikten 1 saat sonra kapıdaydık. Yolda Tuğçe’nin motorundan gelen ses artmıştı ama eve varabildik. Kapıda bizi Alex’ın amcası Helton karşıladı. Motorları ufak beklediklerinden arabayı ayarlamamışlar ama çantalarımızı görünce hemen arabayı yana çekip bizi avluya aldılar arabanın yanına.

Daha önceden bilmediğimiz bu insanlarla bir anda sanki daha önceden tanışıyormuşcasına merhabalaştık. Bizi odamıza götürdüler ve otele gelmişiz gibi hazırlık yapmışlardı.

Teyzeler Lucy, Isabel ve Gloria ile tanıştık. Helton Isabel’in eşiydi. Evde bir de bu yaşlılara yardımcı olan Dona adında bir kadıncağız daha vardı. Öyle yardımcıları var diye zenginlermiş gibi anlaşılabilir ama durumları oldukça zayıf, savaş sonrası ancak toparlamaya başlamış bir evdi.

Helton eşi ve Lucy teyze ile hemen hızlı bir şehir turuna çıktık arabayla, ama tur gerçekten hızlıydı. Orda bak kilise var burda hastane, burası ana cadde ve hoop tamam 🙂 Zaten San Miguel çok büyük bir yer değildi ama biz de bayağı hızlı dolaştık.

Lucy ile temiz aksanı sayesinde çok kolay anlaşabiliyorduk ama Helton başka bşr dil konuşuyordu adeta. Zar zor da olsa, politika, din ve seyahat eksenindeki muhabbetimiz hiç eksilmedi.

Ertesi gün motoru tavana asıp, sesin geldiği arka tekerleği söktüm, ve göbeği açtığımda dişli rulmanının tamamen parçalanmış olduğunu gördüm. Jantı söküp Helton’un arabasının bagajına koyup tornacıya gittik. Eski rulmanı çıkartıp yenisini taktık. Artık motor da yola hazırdı.

Huzurla ve keyifle geçirdiğimiz günlerin ardından Lucy teyzenin bize önerdiği rotadan San Salvador’a doğru yola koyulduk. Yolda ilk durağımız ise Lago de Alegria oldu. Fakat öyle bir yağmur vardı ki, ancak iki üç fotoğraf çekebildik.

Yapmur yüzünden telefonum bozuldu ve fakşr ama gülen insanlarla dolu yoldan bir şekilde San Salvador’a attık kendimizi. Yolda ilk defa lastiğimiz patladı. Tuğçe’nin lastiğine ince bir çivi girmişti. Lastikler de oldukça eskimişti bu arada. Bunu da bu vesileyle farketmiş olduk. Fitil takıp, aylardır taşıdığımız ve işe yaramayacağını düşündüğümüz çin malı pompanın çalıştığını görünce nasıl sevindik anlatamam. Zaten gerginiz ve yol kenarındayız, çalışmasaydı nelerimiz çalınırdı diye düşünmekten kendimizi alamazken bir anda tekrar teker döndürdük ve yola çıktık.

San Salvador ise tipik bir orta amerika başkenti. Tamamiyle ABD etkisinde büyük AVMler pahalı mekanlardan oluşan bir girişi vardı. Fakat çevredeki silahlı özel güvenlikler bize bölgedeki çetelerin varlıpınınsürekli hatırlatıyordu. Alex’in ailesinin yaşadığı yer de zaten yine özel güvenlikle korunan bir sitenin içindeydi. Site dediğime bakmayın, aslında bir mahalle, residencial diyorlar.

Kapıda bizi büyük abi Reynaldo karşıladı, sonra anneleri Carmen ve kardeşleri Jose ve mauricio ile tanıştık. Ama artık nasıl bahsettiyse Lucy teyzeler, sarılıştık da öyle oturabildik.

Carmen bize odamızı gösterdi. Sanırım Jose’yi yerinden etmiştik 🙂 Ama öyle iyilerdi ki bize hiçbir ley hissettirmiyorlardı, dahası maddiatla hiç araları yoktu. Üçü bizim kardeşimiz, Carmen de annemiz gibiydi.. Carmen’in eşi ise birkaç sene önce vefat etmişti.

Daha o akşam bir minibüs dolusu kuzen ve sevgilileriyle beraber Carmen anneyi de tabi ki yanımıza alarak meşhur El Salvador Pupusa’larından yemeğe çıktık. Pupusa bazlama arası türlü türlü değişik içeriğin olduğu yöresel bir lezzet. Biz de en meşhur Pupusa dükkanından birine gidip 50’ye yakın pupusa siparişi verdik. 3 tane yiyeceğim derken 5 tane yemiştim bile :))

İnanılmaz iyi vakit geçiriyorduk gençlerle. Biz bu pupusacıya giderken de yolda bir meydandan geçerken “churros españoles” yazısını görüp Tuğçe’ye de göstermiştim. Bunu farkeden gençler bizi pupusadan sonra o meydana götürdüler. Orda da churro ısmarladılar ve bizi hediyelik elyacıların olduğu kısma götürdüler. Ne hediyelik aldığımız sormuşlardı ve biz de sadece sticker bileklik gibi şeyler alabiliyoruz, diğerlerini motorda taşıyamıyoruz demiştik. Kaşla göz arasında sticker bileklik ve Tuğçe için minik bir bozuk para çantasıyla çıkageldiler, gözlerimize inanamadık.

Ertesi gün ise La Libertad sahiline gittik, bu sefer Jose, Mauricio ve Carmen anne ile. Hava çok yağmurluydu. Sahilde balık yedik ve dönüş yolunda da yol kenarı orman içi bir tesise uğradık. Meşhur peynir tatlıları Quesedilla yiyip yanında harika orta amerika kahvelerinden içtik. Kahve olayı gerçekten en iyi orta amerikada. Çok lezzetliler.

Yıllardır uzakta olan akrabaları gibiydik. Elimizi cebimize sokturmayıp, el üstünde tutuyorlardı bizi hep. Avustralyalı çift Bob ve Anne’den sonra bu kadar duygulanmamıştık hiç. Dönüş yolunda ise markete uğramak istediğimizi ve yolluk bir şeyler almak istediğimizi söyledik. Büyük bir markete geldik. Ürünlerimizi seçip ödemesini bunsefer biz yapıp arabaya bindik ve eve geldik.

Normalde ertesi gün yola çıkacaktık ama ben biraz halsiz hissediyordum ve gitmemiz yasaklandı, ilaçlar çaylar derken o günü de evde geçirdik. Jose kendileri de Helton’un genelde ne dediğini anlamadıkları için şaka olsun diye beni Helton’la konuşturdu telefonda ve güle güle bir hal oldular 🙂

Bi evde otururken Tuğçe bir şekilde internet bulmuştu, ve yolda tanıştığımız fransız motorcu Jean’ın El Salvador’da bir sarhoş sürücü tarafından çarpılarak hastanelik olduğunu öğrendik. Jose ve Mauricio bizi hastaneye götürdü. Bizim için muhteşem geen günler aynı ğlkede Jean için kabusa dönüşmültü. 1.5 litre kan kaybetmiş ve bir çok kırığı vardı. Neyseki durumu kontrol altındaydı. Biz onu o bizi gördüğümüze çok sevindik. Yine Jose ve Mauricio gelip bizi aldılar ve eve döndük.

Sabah oldu ve artık yola çıkma vaktiydi, yşyecek poşetimizi topluyorduk ama bir gariplik vardı. Bizim poşetin yanında yaklaşık aynı malzemelerden başka bir poşet daha vardı ama kesinlikle bizim değildi. Jose’ye kimin diye sorduğumuzda apar topar bilmiyorum diyip kaçtı. 1-2 dakika sonra Carmen anne geldi ve bunları size aldık dedi! Poşete bir baktık, ve bizim fiyatına bakıp veya gerek yok diyip baktığımız ne varsa onları alıp, üstüen bir de bizim aldıklarımızdan alıp koymuşlardı. Ağlamamıza ramak kalmıştı, biz ne yaptık da bu insanlar bize böyle yapıyor diyerek ayrıldık evden.

Böyle geçti El Salvador işte, dünyada böyle insanlar da varmış diyip umutlanarak sürdük yağmurda, Guatemala’ya doğru…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s