Ayacucho

Parçalar geldi ve motorun montajı 3-4 saatte bitti. İlk marş ve saat gibi çalişan bir motor. Gerçekten Alberto gördüğümüz en titiz ustalardan biriydi ve işi çok güzel bitirdi. Son olarak bir de hava filtrelerine baktık ve hazır Alberto’nun dükkanında filtre varken, artık önürlerini doldurmuş temizlenebilir hava filtrelerimizi değiştirdik. Vedalaştık, teşekkür etttik, Türkiye’ye davet ettik ve yola koyulduk.

Motor yağ gibi akıyordu, debriyajı toplarken tam ortadaki pimin dibinde bir bilye olması gerektiğini söylemişti Alberto ama o pim yoktu. Muhtemelen El Calafate’deki Arjantin’li usta takarken düşürmüş ve La Paz’daki usta da farketmemişti. Alberto oraya gereken bilyeyi yerleştirdi toplarken ve debriyaj pamuk gibi oldu.
Hedefimiz Ayacucho yolumuz da dağlardı. Uzun süredir böyle bir peyzajdan geçmemiştik. Yol genellikle 4000 metre civarındaydı. Yağmur da yağdı, güneş de açtı, bize neden motosikletle dünya turuna çıktığımızı hatırlattı. 


Ayacucho’ya yaklaştıkça yükseklik azalıp trafik arttı. Ayacucho ile ilgili bilgi araştırdığımızda karşımıza Semana Santa zamanında fiyatların korkunç yükselip, yer bulmakta zorluk çekeceğimiz şeklinde bilgiler çıkıyordu ve koca 365 günde o haftayı tutturmuştuk 🙂 Şehir tımarhane gibi, ana baba günüydü. Vardığımızda daha havanın kararmasına 1 saat vardı ama sokaklar sarhoş gençler ve yine sarhoşluktan yürüyemeyen dayılar hatta teyzelerle doluydu. Daha öğle yemeği bile yiyememiştik ki kendimizi şehrin dışına atmaya karar verdik.
Yolda yemek yiyecek yer aradık ama hepsi ya kapalı ya da sadece bangır bangır müzik çalıp içki satıyordu. Nihayet yol kenarında bir yer bulduk ve 2-3 parça birşeyler yedik. 150 solden başlayan fiyatlardan sonra bir de bu yerlilere soralım dedik acaba ucuza kalacak yer bulabilir miyiz diye. Köyün bir misafirhanesi varmış ve oraya götürdüler bizi. Adam başı 10 solden, kapısının anahtarı bir tane olan ve o da bir dayıda olan odamıza geçtik. Motorları misafirhanenin bahçesine parkettik. Sonra da dedik ki madem buraya bu zamanda geldik şehre inip neler oluyor bir görelim. Oda anahtarı bizde olmadığı için de kapıya ipten bir düzenek yapıp test edip öyle çıktık 🙂 Kapıyı anahtarsız açabiliyorduk artık 🙂
Yürümeye başladık, yol yokuş aşağı diye. Daha yeni başlamıştık ki yürümeye, bir bisikletli çocuk karanlıkta kasisi görmeyip uçtu ve düştü, kafasını çarptı yere, şoka girdi ve sadece biz vardık. Ağzından hırıltılar geliyordu ve hemen yan çevirdik. Şoka girdiği besbelliydi. Yoldan geçen arabaları durdurmaya çalıştık ama kimse durmuyor ve kaçıyorlardı. Bir kaç kişi nihayet durdu ama onların da telefonu bizimkisi gibi çekmiyordu. Başka hat sahibi birisi geldi ve polisi aradı. Kimse ambulansı aramıyordu, itfaiye ve polisi arıyorlardı ilk fırsatta. Neyseki polis geldi ve çocuğu aldı götürdü. Ama biz olmasak karanlıkta o çocuk oracıkta ölüp gidecekti. Ne oldu bilemiyoruz sonu ama gecemiz böyle başladı işte…
Yolda çocuk için durduğumuz bir mototaksiye atlayıp pazarlık yapıp 12 sole anlaşıp şehre indik, inerken bizden 20 sol istedi tipik Peru kurnazlığı ile ama 12’yi eline tutuşturup indik taksiden.
Sonra bakkalda kazıklamaya çalıştılar, 50 sol üstünü 30 sol eksik verip gitmemizi beklediler! Neyse bunu da atlattık ama şehirde ne almaya çalışsak herkes ekstra fiyat söyledi. Böyle sinir harbiyle geceye devam ettik.
Gelelim şehir meydanına. Her yerde müzik ve kiliseden gelen ilahi sesleri vardı. Bütün şehir sarhoş, her yerde bira kutuları ve yeni bira satanlar. Gecenin en hareketli olayları ise aluminyum ve bambu kullanılarak inşa edilmiş iskelelere bağlanmış çatapat ve havai fişeklerden oluşan gösterilerdi. Nasıl ayarlamışlar bilemiyoruz ama gerçekten güzellerdi. Yaklaşık 2 saat bunları seyredip artık kafamıza gözümüze fırlamaya başlamalarından sonra ordan uzaklaştık.


Gecenin kalanında kimseyle doğru düzgün konuşamadık çünkü alkol seviyesi tüm şehirde anormal seviyelerdeydi. Bir taksiyle 15 sole anlaşıp kaldığımız yere kadar geldik. Anında uyuduk ve sabah 5’teki odun kesme sesine uyandık, hemen bir saat sonrasında da misafirhaneye bakan dayı kapımızı çaldı ve dış kapının anahtarının istedi. Sonra yine uyuduk. 
Telefonumuzun çekmediği bu ortamda referandum sonuçlarını merak eder bir şekilde uyandım sabah ve bunları yazabildim Tuğçe ve Attila uyurken…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s