22-27 Ocak 2017 – Buenos Aires

Eve yerleşeli 3-4 gün geçmiş, sokaklara çıkıp dolaşma vakti gelmişti. Evimiz Retiro’da, oldukça lüks bir mahallede. Sağında solunda büyük oteller, güzel bakımlı binalar, bakımlı sokaklar ve de bir çok irili ufaklı ülkenin konsolosluğu var. Dairemiz ise 8. katta, teraslı 🙂

Şimdi böyle anlatınca çok paramız varmış gibi görünse de aslında öyle değil. Ailelerimiz bizi ziyarete geleceğinden ve onları kenar köşe bir yerlerde ağırlamak istemediğimizden düzgün bir mühit olsun istedik. Üstelik bir de ufaklık Derin var. Güvenli bir yer olması sevindirici oldu. Onlar gelene kadar biz ucuz hayatımıza devam etmek adına bir pazar araştırması yaparak, en ucuz peynir ve kasap nerde, en ucuz birayı hangi market satıyor, ve en ucuz atıştırmalıklar neler hemen keşfettik. Dolabımızı kendi çapımızda doldurduk.


İlk olarak Recoleta adlı yine kalburüstü denebilecek semtin civarını dolaştık. Geniş caddeler, kocaman ve tertemiz apartmanlar ve bir çok banka dikkatimiz çeken ilk şey oldu.


Sonraki hedef ise daha önceden de gidip Erol Abi ile beraber bira içip tango seyrettiğimiz San Telmo idi, çünkü bu sefer de sokak pazarı kuruluyordu. Pazarı gezip, küçük derine bir çift yöresel ayakkabı aldıktan sonra yine Erol Abi’nin katılımı ile yine bira tokuşturduk ve rakı akşamı için gün belirledik.


Biraz alışverişten sonra ve hazırlık yapmak için eve kapandık. Hazırlıklar sırasında bıçakla serçe parmağımı öyle bir kestim ki ilk defa bir hastaneye gitmek zorunda kaldık. En yakın hastanede acil yokmuş ve ağızlarından laf alabilmemiz için bile para ödememiz gerektiğini anlayınca eve dönüp kendimiz müdahelede bulunduk. Güzelce sabitleyip, normalde dikişlik olan yarayı kapattık. Sabah kontrol edip, 24 saat de geçmemiş olacağı için kötü bir senaryoya karşı hastaneye gidebilecektik.


O arada Erol Abi’den gelen mesajla biraz daha kalabalık olacağımız bilgisi geldi. Elimizden geldiğince bir hazırlık yaptık, gelenler de sağolsun boş gelmediler. Ve şahane bir sofra kurulmuş oldu. Evinden 13000 km uzakta şehrin bir ucundan misafirliğinde streç filme sarılı saklama kabı ve içinde yemekle gelen tek millet olduğumuzu düşünüyorum 🙂

Rakılar tokuşturuldu, yeni arkadaşlıklar kuruldu ve herkesin uzun süredir yapmadığı birşeyi hep beraber yapmış olduk. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.


Sabah kalktığımızda yarayı açtık, çok az biz kanama olup durmuştu, yine güzelce temizledik ve sabitledik, diktirmemeye karar verdik.

Sonraki hedefimiz ise nehir kenarındaki kanaldı. Yine turnayı gözünden vurup, Buenos Aires’in en pahalı yerine gelmiştik 🙂 Kanalın iki tarafında da güzel cafe ve restoranlar, hemen arkalarında ise göğe yükselen plazalar vardı. Burada daha çok banka ve telekom şirketlerini görmek mümkün.


Buenos Aires kocaman bir yer, İstanbul gibi bir çok noktasında merkez denebilecek muhitler var ama genel olarak çok bir farklılık göremedik. Izgaracı, empanadacı veya pizzacıdan oluşan bir yemek kültürü ile bir çok banka var. Avrupa’ya çok benzediği söylense de kültürel olarak o kadar zengin olduğunu söyleyemeyeceğim. Elbette vardır müzeleri ama dediğim gibi Avrupa gibi değil. Sadece temizlik ve şehircilik olarak benziyor diyebiliriz. Bence en önemli ayrım geceleri bitmeyen tango gecelerinde yatıyor. Benim gibi bir kütük için ise bu pek birşey ifade etmiyor 🙂

Bir internet araştırması sonucu Tucuman tarafına gitmeye karar verdik. Metro kartı almamız iyi olmuş. Nispeten iyi denebilecek bir ağ var. Belirli noktalara ulaşmak çok kolay. Ama şehrin geneli için bu geçerli değil. Özellikle Ezeiza havaalanına gidecekseniz vah halinize…


Tucuman’da bir restoran belirlemiştik ama internette yazan bilgiler sanırım eski tarihliymiş, restoran yenilenmiş ve uygun menüleri artık yok. Ama yine de çok acıkmıştık ve oturup yemek yedik. Ortalama br menüydü diyebiliriz. Fakat iyi ki bu tarafa gelmişiz çünkü, burada çin mahallesi olmasa da çine özgü ürünlerin satıldığı bir çok marketin olduğu bir sokağa denk geldik. Aslında cadde de denebilir. Çok hoşumuza gitti. Başbaşı bulgur kadar olmasa da iri taneli sayılacak bulgur bile vardı. Fiyatlar da tüm ürünler için çok makul olduğundan resmen akın akın insan vardı marketlerde. Biz de Brezilya’da çok beğendiğimiz ve Berna’nın her sabah hazırladığı tapioca aldık ama o yediğimizden çıkmadı 🙂


Tapioca arayışlarımız tabi ki bitmedi ve ertesi gün de yine çin marketleriyle ünlü Almagro’ya gittik. Almagro orta sınıfın yaşadığı nispeten ucuz restoran ve marketlerin olduğu bir muhit. Ama sokaklarda yine bir değişiklik yok. İstediğimiz tipte tapioca bulamadık yine :/

İstanbul’dan gelip Bariloche gümrüğünde duran kargomuz ile ilgili postaya gittik ama beklemekten başka çare olmadığını anladık 😦 Neyse bu sürede parmağım iyice iyileşti ve doğru müdaheleyle kurtardık dikiş attırmadan 🙂

İstanbul’dan gelen vize haberlerini bekleyerek geçen bir günün sonunda yarın sabahki sürpriz misafirimiz bekliyoruz şu anda. İki gündür bozuk olan internetimiz de bugün ev sahibini arayıp telekomu arattırmamızla sanırım şimdilik çözülmüş duruyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s