27 Aralık 2016 – Rio Grande > Punta Delgada

Gune hostelimizin şahane kahvaltısıyla başladık. İki çeşit reçel vardı! Ve tabiki tereyağı. Neyseki yanımızda hep kahvaltılık var da aç kalmıyoruz 🙂

Hostel internetin faturasını ödemediğinden internet çalışmıyordu. Halbuki orda bir gün daha kalıp bizi çok sevindiren bir gelişme için biraz çalışmamız gerekiyordu ama nafile. Toparlandık ve ayrıldık.
En azından kısa süreli bir haberleşme yapalım diye önceki gün oturup güzel vakit geçirdiğimiz ve çok sevimli çalışanları olan cafeye gittik. Güzel tatlılarından bir iki tane söyleyip, kısaca internete göz gezdirdik. Rüzgar sanki bir tık azdı ama yine de çok kuvvetliydi. Fakat kime sorsak bunun normal ve azalmasını çok ummamız gerektiğini söylüyorlardı. Biz de kaçmanın bir alemi olmadığını bildiğimizden yol almaya karar verdik ve ayrıldık mekandan.
Uzun yıllardır yapmadığımız belki de hiç yapmadığımız birşeyi yapmak için bir iki saat daha harcadık şehirde ve yola çıktık. 
Rüzgarı nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum fakat karşıdan gelen ve aynadan gelen her kamyon ve yüksek, uzun araç kalbimizin çarpmasına ve bildiğimiz tüm tekniklerle motor kullanmamıza sebep oluyordu.
Kazasız belasız sınıra vardık. Sınırdayız çünkü Arjantin’in iki toprağı arasında mecburen geçilmesi gereken bir Şili sınırı var. Arjantin’den çıkışımız çok kolay oldu, Şili’ye giriş ise daha zorlu. Motorları, “Şili’de yabancılar için araç sigortası zorunludur” tabelasının önüne park edip sigortasız şekilde kuyruğa girdik. Zaten bir gün kalacaktık Şili’de ama sonuçta sorarlarsa sigortamız yoktu…


Sıra bize geldi, merhabalaştık. Evrakları verdik, güleryüzümüzü koruduk ve kimse bize sigortayı sormadı. Verdikleri formu doldurduk, beyan etmemiz gerekwn yiyecwkler vardı ve sadece palta’ya takıldılar. Dedik ki hemen yeriz şimdi, tamam dediler ve kuytu bir köşede sandviçimizi yapıp öğle yemeğimizi yiyip geçtik sınırı. Motorların üzerindeki “Valparaiso Moto Club” stickerları sayesinde çantalar kontrol edilmedi 🙂
Sınırı geçtikten sonra rüzgar sanki azalmış gibi hissettik, sanırım sebebi hem yön değiştirmemiz hem de arazinin engebeli hale gelmesiydi. Bir süre sonra ise yine herşey eskisi gibi oldu ve rüzgarla boğuşur hale geldik hem de daha kuvvetli. Arkamızdan seyreden araçlar, halimizi görüp bizi geçerken elli kere düşünüp geçtiker hep. Özellikle de büyük araçlar. Sürerken kafamızda bir de feribot soru işareti vardı çünkü o da çalışmayabilirmiş böyle havalarda. Ama yine de feribota varmaktan başka şansımız yoktu. Sadece iskelede arkasına sığınabilip güvenli bir şekilde çadır kurabileceğimiz binalar vardı. Arazide ne bir ağaç ne bir yükselti ne de bşr bina vardı, olan kulübelere de güvenmek biraz zordu çünkü camları kırılmış ve kalan camlar da kırılabilirdi üstümüze.
İskeleye vardığımızdaki kuyruk bizi umutsuzluğa düşürdü, belli ki bir süresir çalışmıyordu gemi. Ama o anda çalışmaya başlamış ve bir tane de yeni yanaşmış araç yüklemesi yapıyordu. Tuğçe ileri gidip bizim araya girip giremeyeceğimizi sorarken ben de sıramızı korumak için geride kaldım, sonra Tuğçe çağırdı ve araya kaynadık.
Gemi o kadar sallanıyordu ki motorların başında kalmak zorunda hissettik, iyi ki de hissetmişiz, çünkü motorlar orta sehpada bir ayakları yerden kesilip tekrar oturup bir şekilde sallanıyorlardı. 20 dakikalık geçişi soğukta motorların yanında bekleyerek yaptık.
Tek bir hedefimiz vardı, iskeleye varıp bir binanın duvarının kenarına çadır kurmak. Bir yer bulduk ve hemen karşısındaki donanma komutanlığı binasına gidip sorduk uygun olur mu diye. Kapıyı açan üniformasız adam bizim binanın arkasına kurun dedi, ama bşr saniye bekleyin bir şey sorup geliyorum, ama siz motorlarınızla gelin buraya dedi. Gittik motorları aldık kapıya geldik ve bizi 3 yıldızlı bir asker karşıladı, arkaya götürdü ve bize kullanmadıkları bir barı gösterdi, ısıtıcıyı açtı, ve bizi kahveye davet edip kurulmamı için serbest bıraktı. İnanılmaz iyi iki insandı, hemen yataklarımızı hazırladık ateş başına, ve içeri gittik. Çok sıcak bir muhabbet, kahve ve viski eşliğinde Tuğçe’nin yanlış hatırladığı doğumgününü kutladık saat 12’yi geçince. Tuğçe’ye iki paket çok güzel çikolata verdiler :)) Sabah kahvaltıyı da beraber yapacağız ama ismini hatırlayamadığım ilk bizi karşılayan bey bize ekmek yapacakmış 🙂


Odamız geldik ve uyku pozisyonu aldık. Yine çok güzel birileri yardımımıza koştu, bu şans mı başka bir şey mi bilmiyoruz ama çok mutluyuz 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s