Kuzeye Yolculuk – Fransa

İspanya – Fransa sınırını anlamadan geçtik. Pirenelerin bu kuzey sahil bölgesi de Bask bölgesi olduğundan, sınırı geçtik mi geçmedik ki anlamamız uzun sürdü biraz.

Fransa’nın bu kesimi okyanus boyunca uzanan kumsal ve kum tepelerini önüne almış ormanlardan oluşuyor. Genellikle de sörfçülerin yaşadığı bir bölge burası.

Dinlenmek için bir cafe’de oturduk ve o çok sevdiğimiz sangria’dan son kez yudumladık. Cafe’nin garsonu Gwen ingilizce konuşabilen nadir fransızlardandı. Motosiklet öğrenmeye başladığını ve bizimkisi gibi bir tura çıkmak istediğini söyledi, hikayemizi dinledikten sonra. Biz ayrılırken de hala arkadaşına bizden bahsediyordu heyecanla 🙂

unadjustednonraw_thumb_4afunadjustednonraw_thumb_4b2unadjustednonraw_thumb_479

Yolün üstünde Bordeaux’ya gelmeden önce kamp yapacak yer aradık ama güzel bir yer bulamadık, bu yüzden ilk bulduğumuz kamping’e girip, konakladık. Ertesi öğlene doğru ise Bordeaux’daydık. Neden bilemiyoruz ama hiç sevemedik. Yemekler korkunç pahalıydı, biz de bir dönerciye girip ucuza arap usulü döner yedik. Döner yerken gelen ve türkçe konuşan kişilerin türkçe konuştuklarını 5 dakika sürdü anlamamız. Artık nasıl bozulmuşsa dilleri. Türkleri böyle tanıyor olmaları çok kötü, belki de gezimizin istemeden de yaptığımız misyonerlik kısmı da bu oluyor çoğunlukla. Önce kadın-erkek motora bindiğimizi görüp merak ediyorlar, sonra şakır şakır ingilizce konuşuyoruz, pek çoğunun konuşamadığı gibi ve sonra nereden geldiğimizi söyleyince, şok oluyorlar. Güzel de oluyor ne diyelim…

unadjustednonraw_thumb_4b4

Kuzeye doğru küçük fransız kasabalarından geçmeye devam ettik. Günün sonunda bir kampinge geldik. Kamping’in ne tabelası ne ismi vardı ama maps.me gösteriyordu. Biz de öyle bulduk zaten. İçeride 10-15 karavan vardı ve aktif bir yaşantı vardı ama ne bir resepsiyon ne bir bin vardı yetkili görünen. Hava iyice kararmış olduğu için çadırı kuralım, en kötü birisi gelir para isterse öderiz dedik. O ara Tuğçe dayanamadı ve ingilizce bildiklerini tahmin ettiğimiz yandaki karavandaki gençlere sordu durumu. Onlar da buranın birisi tarafındna işletildiğini ama sabahları bazen gelip para topladığını söyledi. Ama sabah erken toparlanırsanız para ödemeden gidebilirsinizi de ekledi 🙂 Ben ise tuvaletlerin durumunu ve akmayan sıcak suyu görüp internet de olmamasındna ötürü mekana 5 euro’dan fazla vermemeye karar vermiştim. Gece kamp yemeklerimizin belki de en iyisi olan karamelize soğanlı, bacon-chedar soslu kızarmış domuz sosislerimizi lidl’in güzel pastanesinden çıkma sandviç ekmeklerimizin arasına koyup yedik. Tadı hala damağımızda 🙂 Sabah da kimse gelmeyince biz toplanana kadar para ödemeden mekandan ayrıldık.

unadjustednonraw_thumb_49bunadjustednonraw_thumb_47dunadjustednonraw_thumb_4a1

Yol hep kuzeye hep kuzeye gidiyordu ve hava iyice soğumaya başlamıştı. O elcik kılıflarını takmakla ve almakla ne iyi etmiştik. Yağmurluklar ise üzerimizden çıkamaz olmuştu. Hava aydınlanınca çadırın dış katmanını kurutabilmek için bir cafe’de durduk ve motorların üzerine kılıfı gerdik. Alttan motorun sıcağı üstten de rüzgar vurduğu için böyle yapmak kılıfı kurutmak için en iyi çözüm olacaktı, ve oldu. Fransa’da bu mevsimde hele kırsalda açık bir cafe bulmak imkansıza yakın. Bu cafe de kapalı gibiydi ama kapıyı çalınca anladık ki içeride bir abla varmış. İçtiğimiz kahveyle içimiz ısındı ve kuruyan kılıfı toplayıp yola devam ettik.

unadjustednonraw_thumb_481unadjustednonraw_thumb_480unadjustednonraw_thumb_484

Hedefimiz buralara gelmişken Normandiya kıyılarını görmekti. Akşam saatlerinde vardık Normandiya’ya. Fakat kamping’lerin tamamı ya bungalova dönmüş ya da kapalıydı. Çadır kurulabilecek bir kamping yoktu. Çaresiz ve umutsuzca biraz daha ilerledik ve muhteşem binaların olduğu Cabourg’dan geçtik. Nereye geldik, nerdeyiz derken, Houlgate isimli kasabaya girdik. Rüya gibi, masallardan çıkmış gibiydi binalar. Hayretler içerisindeydik. Şans bir anda dönmüştü sanki. Çıkmaz sokağın sonundaki bir sahil yolunda öyle bir kamping bulduk ki, hem interneti adam gibi çalışıyor, hem denize sıfır bir çadır alanı hem de 12 euro fiyatı vardı. Gözlerimize inanamadık. Çadırı kurduk ve akşam dahi olsa kasabayı gezmeye dışarı çıktık. Nefis krepler yapan bir mekanda yemek yedik. Somonlu krep Türkiye’de yediğimiz kreplerden fersah fersah ilerideydi lezzet olarak.

unadjustednonraw_thumb_49funadjustednonraw_thumb_443unadjustednonraw_thumb_445unadjustednonraw_thumb_488unadjustednonraw_thumb_489unadjustednonraw_thumb_4b7unadjustednonraw_thumb_45cunadjustednonraw_thumb_44e

Sabah uyandığımızda denizde 2 adet fok yüzüyordu, canlı canlı ilk defa fok gördük ve çok heyecanlandık. Yanında kaldığımız karavandakiler bize dürbünlerini uzatıp seyretmemizi sağladılar. Karavandakiler almandı, içeriden çıkan teyze ve abi ile biraz konuşmaya çabaladık ama benim almanca bildiğim kadar onlar ingilizce bilmiyordu. Neyse bir şekilde Türk olduğumuzu anlatınca, 5-6 dk sonra teyze elinde demlikle “çay” diye karavandan dışarı çıktı 🙂 Dedik ki teşekkürler biz yaptık, sonra da bize sandalye ve masalarını silip verdi ki yerde kahvaltı yapmayalım. Güzel bir kahvaltı yapıp düştük yola.

unadjustednonraw_thumb_475

Fransa’nın bu bölümünde ücretsiz otoyolları kullanarak biraz zaman kazandık. Yine bir otoyolda bir benzin istasyonunda kahve mola vermek için durmuştuk ki hayatımızın şokunu arkamızdan gelen “Fatih” sesiyle yaşadık. Seslenen liseden arkadaşım Erinç’ti ama o zamanlar bir samimiyetimiz yoktur Erinç’le. Yıllar sonra motosiklete bulaşınca eskiden beri Umut’un yakın arkadaşı olan Erinç’in de motora başladığını öğrenmiş ve tanışmayı istesem de Erinç’in İngiltere’ye yerleşmesiyle bir türlü mümkün olamamıştı. Onunla böyle bir yerde karşılaşacağım aklıma gelmezdi, yazarken bile inanamıyorum böyle bir olasılığın gerçekleşmiş olmasına. Durumu Umut’a yazıp yola devam ettik.

unadjustednonraw_thumb_487unadjustednonraw_thumb_438unadjustednonraw_thumb_42e

Fransa’daki son konaklamamız bir kasabanın bir köşesinde bulunan bir kamping’deydi yine. Fransa’da kamping’de yaşayıp, karavanına Portekiz bayrağı asmış bir dayıyla çat pat muhabbet edip, geceyi bu kamping’de geçirdik. Buralardaki kampingler genellikle insanların kendi arazilerini tarım yapmak yerine karavan turizmine açmaları sonucu işletiliyorlar. Kamping’den sabah ayrıldığımızda maps.me yine bizi bir tarla yoluna soktu, ama avrupaya asyadan getirilmiş bir yabancı tür olan bu kuşlarla karşılaştık ormanda. Çok değişik bir andı. Doğa avrupada gerçekten yaşamaya devam ediyordu. Ceylan çıkabilir tabelası görüyorsanız o ceylan çıkıyor. Bizdeki gibi değil, yazık…

unadjustednonraw_thumb_471unadjustednonraw_thumb_4c4

Artık Belçika’ya giriyorduk ve arkadaşımız Engin bizi Leuven’de bekliyordu 🙂 Normandiya’yı o taraflara yolu düşen, Paris’e tatile giden herkese öneriyoruz. Bir trene veya otobüse atlayıp mutlaka görülmeli.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s