İspanya’da Son Günler

Madrid’den çıktıktan sonra kalan 10-12 günde Hamburg’a ulaşmamız gerekiyordu. Motorlarımızı Şili’ye taşıyacak olan gemi için motorlarımızı teslim etmemiz gereken son tarih 7 Ekim’di. Bir iki gün de öncesine ne olur ne olmaz payı koyunca 5-6 Ekim gibi Hamburg’da olmamız çok iyi olacaktı. Buna göre bir plan yapıp, erken kalkıp, hava kararana kadar yol alıp, olabildiğince disiplinli sürüp minimum maliyetle bu yolu almalıydık.

Biraz buruk hissediyorduk, tatil bitmiş gibi. İspanya’yı terk ediyor olmak da üzüyordu çünkü çok sevmiştik. Dönüş yolunu bu yüzden yine de dümdüz bir rota yerine, dağlardan geçen bir rotaya çevirdik. Geceyi de Kurtlar Nehri Vadisi Kanyonu adında bir milli parktaa geçirecek şekilde ayarladık. Konaklamayı eğer doğada yapıcaksak, haritadan milli parkları veya yükseltilerin olduğu yerleşim yerlerinden uzak noktalarda seçiyoruz hep. Bunun en büyük sebebi insanlardan uzakta çadır kurabilmek. Hayvanlardan daha tehlikeli olabiliyor insanlar. Doğadaki hayvanların en azından davranışlarını daha basit şeyler belirliyor. Beslenme, barınma gibi. İnsan ise belirsiz…

Ne yüksek ne de alçak tempolu keyifli bir sürüş ve güzel manzaralar eşliğinde kanyona ulaştık, hatta zamalama o kadar iyiydi ki, havanın kararmasına yarım saat kadar kalmıştı.

unadjustednonraw_thumb_44funadjustednonraw_thumb_433unadjustednonraw_thumb_468

Kanyona ismini veren nehirden bir tepeye doğru yükselmeye başladı yol, manzara inanılmazdı. Tepeye vardığımızda buranın bir geçit olduğunu gördük. Çevre kamp yapmaya çok müsait bir hal almıştı. Yolun kenarından kolayca ayrılıp ağaçların arasına dalıp, görünmeden çadırımızı kurabileceğimiz pek çok nokta gördük, sevindik. Tam tepede ise bir gözlem noktası vardı, burdan kanyon gözlenebiliyordu. Burada biraz vakit geçirip, çevredeki araçların dağılmasını bekledikten sonra, 100 metre kadar ilerleyip, yoldan ayrıldık. Ağaçların arasında yol alırken büyük bir açıklıktan geçtik. Burası yoldan görünmüyor ve ağaçların arasında kalan çimenlik bir alandı. Teknik olarak kamp kurmaya çok müsaitti. Ama içgüdülerimiz biraz daha ilerlememiz gerektiğini söylüyordu. Biz de öyle yaptık ve kanyona dimdik uzanan bir kayanın en uç noktasına kadar geldik. Aşağısı muazzamdı, çadır için o fotoğraflardaki gibi bir yer bulduk. Çadırı kurarken güneş de battı. Çadırın yanı başında uçuruma sıfır bir noktada zifiri karanlıkta yemeğimizi pişirip, afiyetle yedik. Biraz şarap içip uyuduk.

Sabah ben her zamanki gibi erkenciydim. Gece gelen seslerin nerden geldiğini anlamam çok uzun sürmedi. Gece bir kaç kez, büyük bir hayvanın çığlık attığını duymuş ve merak emiştim. Ne kurttu, ne çakal, ne de başka bir yırtıcı. Sanki bir ineğe eziyet ediyorlardı. Sabah çadırdan çıkıp manzarayı seyrederken o ses yine tekrarladı. O an anladım, civarda gerçekten bir kurt sürüsü vardı ve muhtemelen bir geyik avlamışlardı. Ya da gerçekten bir inek. Ama ineklerin genelde kapalı yerlerde barındırıldığını düşünürsek, geyik olmalıydı. Bu değişik bir huzur verdi, doğanın çalışıyor olması beni tedirgin edeceğine mutlu etti ve rahatladım. Çadır kurarken nehir kenarını seçmemekle ne kadar iyi davrandığımızı bir kere daha anladık.

Kahvaltı vaktiydi, Tuğçe her zamanki gibi şahane bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı. Uçuruma bacaklarımızı uzatarak, güneşin doğuşunu seyrettik. Herhalde yaptığımız en etkileyici kamplardan birisiydi hayatımızda.

unadjustednonraw_thumb_4c0unadjustednonraw_thumb_42bunadjustednonraw_thumb_45aDCIM104GOPRO

Normalde bu tip kamplarda güneş doğmadan kalkıp, yola çıkarız ama burda mekanı güvenli hissettiğimiz, ve kimsenin arazisine çadır kurmadığımız için rahat davrandık. Birisi gelse bile savunacak durumumuz vardı kendimizi. Gece sırılsıklam olan motorlarımız güneş açtıktan sonra biraz kuruyunca önce yağlarını değiştirdik, elcik kılıflarımızı taktık. Kılıflar o hava koşullarına göre erken takılmıştı ama onlarla motoru kullanmaya alışmak adına kötü bir zamanlama değildi. Üstelik hava da çok sıcak değildi. Bunu da motoru sürmeye başlar başlamaz anladık, ellerimiz sıcacıktı 🙂 Daha önce elcik ısıtma kullanmış birisi olarak kılıfların ellere hiç rüzgar gelmemesini sağlayacağı için ve de yağmurda eldivenleri ıslatmayacağı için elcik ısıtmadan çok daha etkili olacağını öngörmüştüm. İşe yarayacak gibiydi.

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_4ad.jpg

Yolda güzel ufak köylerden geçmeye devam ettik, birisinde hem ısınmak hem de ayılmak için durup birer kahve içtik. Sularımızı doldurduk. Tekrar düştük yola. Bugünkü hedefimiz ise Pirene’leri batıdan geçmek ve sahile inmeden Fransa’ya dağdan giriş yapmaktı, çünkü bu rota üzerinde serbest kamp yapabileceğimiz alanlar mevcuttu.

Elcik kılıfları iş yapıyordu. Hava iyiden iyiye soğudu. Bir de yükselmeye başlayınca artık yağmurlukları giyelim dedik. Yağmur yağmasa da giydik. Hem her an yağabilirdi hem de hava gerçekten çok soğudu. Pireneler az buz dağlar değildi, oldukça yüksek ve çetin şartları var. Hele ki ekim ayında…

Sağda solda bir çok günübirlikçi görmeye başlayınca sevindik. Bu buraların doğa sever olduğunu gösteriyordu. Ama avruplılarda öyle doğada çadır kuralım geceyi doğada geçirelim diye bir kafa yok. O yüzden genelde akşam haka kararıken toplanıp arabalarına binip evlerine gidiyorlar. Çadır kursalar bile böyle oluyor durum.

Yolun sağı solu müsait olsa da şöyle aradan girip, ağaçların arasına dalabileceğimiz ve yoldan görünmeyecek kadar uzaklaşabileceğimiz bir nokta bulamadık. İyice ümidimizi yitirdiğimiz bir noktada durup, düşünüp, yol kenarına mı kursak çadırı diye durum değerlendirmesi yaptık. Sonra çok da uzak olmayan, ama haritada görünen bir sapağa kadar gidelim bari dedik, iyi ki de gitmişiz. Anayoldan ayrılan toprak bir yoldu ve diğer sağaklar gibi bariyer veya ip yoktu girişinde. Bu da demek oluyor ki ya yol çok yukarıdaki birisinin evine gidiyor düşük ihtimalle, ya da ormana giriyor!

İkincisi çıktı, ormancıların ağaç kesmek için kullandığı bir patikaydı, hatta avcılar da geliyor gibiydi. Hava çok karardığı ve sabah erken kalktığımız için fotoğrafı yok ama sık ağaçlıklı, ağaçların alt dalları kesili, görüş olan ama sık bir ormanın içiydi burası. Sağda sola kesilmiş ağaçlar vardı. Biraz ilerledik güzel bir alana denk geldik. Burası çadır kurmak için çok müsaitti ama bizi tedirgin eden bir şey vardı burda. Hava da iyice karardığı için kısa bir fikir alışverişinden sonra toprak patikadan görünmeyecek bir şekilde kendimizi bir yükseltinin arkasına gizleyerek çadırı kurduk. Yaklaşık 70 metre ötemizde bir ağacın tepesine kurulmuş bir kulübe vardı, tahta bir merdivenle çıkılıyordu. Pirenelerde olduğumuz ve burada ayı olduğunu bildiğimiz için bu kuleden çok işkillendik. Acaba ayı gözlem noktası mıydı dedik. Yemek yapıp, çöpleri iyice uzaklaştırarak uyuduk.

Gece yağış yoktu ama fırtına vardı. Fırtına işimize geldi çünkü doğa sessizdi. Sabah bir ara rüzgar dindi, o ara doğa öyle bir uyandı ki, resmen bir belgeselin içindeydik. Her türlü hayvan sesi vardı. Ama en çok bir kaç baykuş bizim sinirimiz baya oynattı. Değişik bir çığlık atan baykuşlar birbirlerine laf atar şekilde çadırın o kadar yakınına geldiler ki, sesleri kulaklarımızı çınlatıyordu, ve de tedirgin ediyordu. Kalktık toparlanıcaktık ki, karanlıkta far ışıklarını gördük, hemen çömeldik ve saklandık. Bir araç geliyordu. Gece çadırı kurarken toprak yolun ikiye ayrıldığı noktada, daha az kullanılıyormuş gibi görünen kısma sapıp oraya kurmuştuk çadırı. Araç da tam tahmin ettiğimiz gibi diğer yoldan gidince rahatladık. Rekor hızda çadırı topladık ve motorlarımızın başına geçtiğimizde araç geri döndü ve bizi gördü. Ama neyseki çadır kurulu değildi, biz de motora binmek üzereydik. Bir dakikalık bir bakışmadan sonra onlar gitti, arkalarından da biz.

Bizim gibi muhtemelen onlar da kaçak olarak ordalardı. Biz kamp yapmaya onlar avlanmaya gelmişti. Kim ne kadar illegal tartışılır ama yasalar karşısında onlar da biz de suçlu olacağımızdan, iki taraf da birbirini görmezden geldi.

Yola çıktık bol hairpinli bir çıkış ve inişten sonra Fransa’da bulduk kendimizi. Memleketi terketmiş gibi olduk desek yeridir. İspanya’yı gerçekten çok özleyeceğiz. Yine görüşmek üzere İspanya…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s