Endülüs

İspanya turunun ikinci ayağı Endülüs şehirleri ile başladı. İspanyayı kabaca bir kaç parçaya bölebiliriz. Bu bölgeler kültür olarak bariz bir şekilde birbirlerinden farklı. Hatta bazen bu farklılık dil seviyesine kadar çıkıyor. Mesela Bask bölgesinde konuşulan dil kesinlikle alakasız ispanyolca ile. Endülüs’te ispanyolca konuşuluyor konuşulmasına ama anlamak ne mümkün. Madrid’lilerin bile anladığını düşünmüyorum endülüstekileri 🙂

İlk durağımız Sevilla oldu. Önce kalacak bir yer ayarladık. Fakat kaldığımız yeri ucuzundan seçince şehrin 5-6 km dışında bir mahallede çıktı hostel. Yeri kötüydü ama hostelin mimarisi tipik endülüs mimarisiydi. Tadını çok çıkaramasak da odamıza yürürken 2 avlu geçip, labirent gibi bir üst kata çıkıp bir alt kata inmek keyifli idi.

unadjustednonraw_thumb_35a

Motor parketmek her defasında ayrı bir macera/eğlence oluyor. Bu sefer de dediği gram anlaşılmayan kafası da çok basmayan bir hostel işletmecisiyle karşı kaşıyaydık. Güç bela motorları kaldırıma dik bir şekilde arabaların arasına park edebileceğimizi anladık. Tek motoru deli bağlar gibi kendine kilitleyerek odaya eşyaları taşıdık ve diğer motorla şehre doğru sürdük.

unadjustednonraw_thumb_331

Sevilla çok güzel bir şehir. Geniş ve trafiğe kapalı caddelerinde hem güzel barlar, hem güzel yemekler, hem çeşit çeşit insan vardı. Sanatsal aktivitelerin çokluğu de gözden kaçmadı. Güzel tapalardan bir tabak söyletip bir kova bira içtik. Şehri dolanıp sokak sokak gezdikten sonra tekrar hostelimize döndük.  Bu sefer ik motoru birbirine çılgınca kilitledik. Dayıyla selamlaştık ve odamıza geçtik.

unadjustednonraw_thumb_3c3unadjustednonraw_thumb_375unadjustednonraw_thumb_376unadjustednonraw_thumb_422unadjustednonraw_thumb_423

Uzun süredir dondurma yerken bütün sakallarımın dondurma olmasından Sevilla’da bıktım, ve Tuğçe’yle beraber benim sakallara ve saçlara giriştik. Sonuç kötü değildi ama bir değişik oldu 🙂 Zamanla alışırız herhalde 🙂

Güzelce uyuduk ve sabah kapının hunharca çalınmasıyla uyandık. Kapıda bizim dayı, motorlardan bahsediyordu panik bir halde. Apar topar eşyaları toparladık ve kapıya çıktık ki ne görelim. Sokaktaki bütün araçlar karşı kaldırıma park etmiş, bizim motorlar da afederseniz pipi gibi ortada kalmıştı. Dedik ne oluyor, adam dedi ki saat 10dan sonra bu tarafa park ediliyor araçlar. Biz de neden bunu gece biz sorduğumuzda söylemediğini sorduk, o geceydi diye cevap vermez mi, tabi ki benim sigortalar yerlerinden oynadı ve başladım türkçe söylenmeye, sinirlendiğimi gören adam içeri kaçtı, başka bir kadın bize durumu anlatmaya çalıştı ısrarla. Neyse diyip tam olay yerinden ayrılıyorduk ki, Tuğçe’nin gidon çantasının kurcalandığını fark ettik. Çalınacak önemli bir şey yoktu ama cam ve kask sildiğimiz bezimiz çalınmıştı. Beze gerçekten üzüldük, yalan yok… Çünkü çok işlevsel bir parçaydı bizim için. Neyse yedeği var…

Rotamızda Cadiz vardı. Cadiz’de kalmak istemedik, onun yerine yine güzel bir yemek yiyip, o şahane Endülüs sokaklarına dalmayı tercih ettik. Burası Sevilla’ya göre daha köy gibi ama çok daha güzel bir yerdi. Sokakların sarımtrak tonları gökyüzünün mavisiyle o kadar güzel bir kontrast oluşturuyordu ki, durmadan fotoğraf çekesi geliyordu insanın. Cadiz İspanya’nın güneyindeki Atlas Okyanusu’na bakan tek şehri. Son bir kez okyanusa girmek istedik İspanya’da. Sahil upuzun ve dalgalıydı. Mayoları giydik, denize doğru yöneldik. Suda dalgaların arasında görünen irice balıkları gördükten sonra sudan çıkma kararı alıp yola devam ettik.

unadjustednonraw_thumb_3a6unadjustednonraw_thumb_3b3unadjustednonraw_thumb_3c9unadjustednonraw_thumb_37funadjustednonraw_thumb_38eunadjustednonraw_thumb_383

Yolun bu kısmı benim için gerçekten inanılmazdı. Çünkü çocukluğumdan beri merak edip, acaba Avrupa’dan Afrika görünür mü, görünürse de nereden sorularımın cevabını Tarifa’nın tepelerinden Afrika’yı görünce aldım. Tarifi anlatılmaz nitelikte bir andı. Birkaç fotoğraf ve yola devam.

unadjustednonraw_thumb_330unadjustednonraw_thumb_359

Geceyi Cebelitarık civarında bir kampingde geçirmeye karar verdik. Cebelitarık İngiliz yönetiminde bir ülke, tabi ki ingilizler böyle kritik bir yeri ispanyollara bırakmamış. Kamping sakin görünen, fakat bir miktar pahalıydı. Sebibini yine ingilizlerin çokluğuna bağladık.

Yolda interkomda konuşurken Tuğçe’ye akşam çıkma teklifi yapmıştım 🙂 O da beni bekleyeceğini söylemişti. Bazen böyle küçük oyunlar çok iyi geliyor. İkimiz de cicilerimiz giyip, akşam kampingin thai yemekleri yapan restoranına gittik, restoran şahaneydi, çok güzel tasarlanmış, ve gelen kokulardan yemeklerin çok güzel olduğu hissediliyordu, hissedilmesine ama menünün kapağını kaldırıp fiyatları görünce, mekana nasıl girdiksek öyle çıktık 😀 Kendi yemeğimizi yapıp şarabımızı içtik, güzel bir akşam geçirip güzel bir sabaha uyandık. Sabah ise kampingin iyi internetini kullanarak, uzun süredir aramak isteyip de arayamadığımız ne kadar eş dost varsa aradık. Çok mutlu olduk.

Sırada Malaga var. Malaga da tipik bir Endülüs şehri ama burası deniz yemekleriyle ünlü 🙂 Şehir merkezini hızla motorla turlayıp, park edecek bir yer bulduktan sonra, yürüyerek ara sokaklara girdik. Sonra yine motorlara atlayıp bu sefer denize girmeye ve yemek yemeye sahile gittik. Deniz çok girilesi değildi, sakin Akdeniz kıyısı, ya da okyanustan sonra bize böyle geldi bilemiyoruz. Malaga sahilinde bir çok restoran var, hepsi de deniz mahsüllü yemekler yapıyor. Tuğçe daha önce geldiği için onun önerisiyle bir tanesine oturduk. Afedersiniz 40 €’luk yiyip içtik, ama değdi.

unadjustednonraw_thumb_31e

Hava çok kararmadan Granada’ya doğru yola devam ettik. Fakat hava tahminimizden erken kararınca, ya da biz hesaptan şaşıp geç kalınca mı demeli bilemiyorum, Granada’ya varmadan bir yerlerde kalmamız gerektiğini anladık.

Tur boyunca yol bulmak için maps.me adlı bir uygulamayı kullanıyoruz telefonda. Uygulamadaki işaretlere o kadar aşina olduk ki, gördüğümüz her ikonun gerçekte nasl bir yer olduğunu aşağı yukarı kesitrebiliyoruz. Bu sefer de gece için Granada yakınlarında bir milli parkın içindeki piknik alanını işaretledik. Kurak ve dümdüz yollardan ilerlerken bir tepeye tırmanmaya başladık, hava da iyice kararmış far ışığında ilerliyorduk. GPS 500-600 metre arasında oynarken 1000’li rakımlara ulaştık yarım saatte. İlk işaretlediğimiz nokta da bir restoran ve piknik alanı vardı ama sanki son 10 yıldır kimse gelmemiş gibi kapalıydı. Biraz çekindik ve ilerleme kararı aldık. O sırada interkomda konuşurken, burada ancak görsek görsek tilki görebileceğimizi Tuğçe’ye anlatırken, minik bir tilkiyi önümüzde koşar halde bulduk. Bende bir etki yaratmazken Tuğçe birazcık gerildi bu duruma. Biraz daha ilerledik ve ikinci işaretlediğimiz piknik alanına geldik. Burası daha geniş ve erah bir alandı ve bizden başkaları da vardı. Diğer insanlara uzak bir nokta belirleyip motorlardan indik. Tuğçe’nin burada herhalde tilki görmeyiz demesiyle başka bir tilkinin yanımızda belirmesi bir oldu 🙂 Tilki bize biz ona baktık ve herkes yoluna devam etti. Biz çadırı kurduk, tilki uzaklaştı.

Hava ılık, çadır kurulu, ortam sakin ve güvenli hissettiriyordu. Malaga’dan ayrılmadan önce marketten aldığımız tinto de verano (yaz şarabı)’nun içine yine 1 euro’ya aldığımız küçük buzlardan doldurmuştuk. Şimdi onları içme zamanı gelmişti işte. Oturduk mata, muhabbet eşliğinde toplamda 2 euro’ya mal olan güzelim ispanyol içkisini içerek geçirdik geceyi. Çadıra uyumaya girdik girmesine ama gece boyunca 4-5 kere çişe çıktık dışarı, artk nasıl bir idrar söktürücüyse bu içki, uykumuz bayağı bölündü. Bir keresinde bizim tilkiyle yine karşılaştık hatta 🙂

unadjustednonraw_thumb_3cfunadjustednonraw_thumb_31bunadjustednonraw_thumb_39funadjustednonraw_thumb_350

Sabah uyandığımızda, İspanya’nın güneyinde böyle yeşil bir yer nasıl bulduk diye şaşkınlık içerisinde motor sürerken, nefis kasabalardan geçip, meşhur churrolardan bulup yedik. Granada’ya yaklaşırken hava iyice ısınmıştı.

Granada’ya öğlen sıcağında vardık, bir de üstüne İspanya bisiklet turunun Granada ayağı denk geldi. Tüm sokaklar kapalı olduğundna şehir öerkezinden 1.5 saatte çıkamadık. Korkunç bir tecrübeydi. Belki bu yüzden belki de Alhambra’nın çok abartılmış olduğundan gezdiğimiz gördüğümüz yerlerden hiçbir şey anlamadık Granada’da. Ama bir kez daha gelip şansımızı bir daha denemek istiyoruz. Çünkü bu kadar anlatılan bir yerin bu kadar boş olması bizi üzdü doğrusu.

unadjustednonraw_thumb_30dunadjustednonraw_thumb_310unadjustednonraw_thumb_338

Granada’dan sonra artık sırada Madrid vardı ama bizim motorlarla aşması iki gün süreceğinden havanın çok kararmasını beklemeden Granada’dan ayrıldık ve düştük yola.

Granada’dan kuzeye doğru sürerken, öyle kasabalardan geçtik ki, tüm İspanya’dan birkaç sınıf üstte yaşayan insanlar vardı sokaklarda. İnsanların zenginliklerini de akşam saatlerinde gezdirdikleri küçük ve tüyleri berber görmüş köpeklerinden anlayabiliyorsunuz. Adeta birer varlık simgesi bu küçük hayvanlar. Bu tarz 4-5 kasaba geçip, kamp yapacak uygun bir yer bulamadıktan sonra ilk kasabanın yerel hosteline gidip fiyat sorduk, 50 € cevabından sonra, gecenin karanlığında yola devam etmek zorunda kaldık.

unadjustednonraw_thumb_36funadjustednonraw_thumb_321unadjustednonraw_thumb_346

Anayoldan uzaklaşıp, tarlaların arasından geçip bir boşluğa çadır kurduk. Muhtemelen birisinin arazisiydi ama hasatı toplanmıştı. Biz de motorları gece gelebilecek herhangi bir araç tarafından fark edilip ezilmeyelim diye, reflektörleri iki yana bakacak şekilde yola park ettik. Gün içerisinde o kadar yorulmuşuz ki gecenin nasıl geçtiğini anlamadık bile.

Sabahın korkunç soğuğunda yola çıktık karanlıkta. Burda da Türkiye’de olduğu gibi kamyoncu ve tırcı mekanları var. Fakat buralarda çorba yerine kahve ve bira var. Biz kahveyi seçtik. Hava aydınlanana kadar mekanda oturup Cordoba’ya doğru yola koyulduk.

Cordoba tam sınır gibiydi Endülüs ile Madrid arasında. Her ik itipten de binaları barındırıyordu içinde. Fakat biz şehre girmeden hemen önce nehir kenarında kahvaltımızı yapma kararı aldık. İki gündür itina ile sakladığımız yumurtalarımız ile menemen yapma hayaliyle yanıp tutuşuyorduk. Soğanlar ve domatesler öldü, biberimiz yoktu :/ Biraz da sarımsak atmıştık, ve sıra yumurtalardaydı, ama o da ne yumurtalar kırılıyor ama akmıyordu, meğersem haşlanmış yumurta almışız 🙂 Piyaz şeklinde yaptık kahvaltıyı :))

UNADJUSTEDNONRAW_thumb_3c2.jpg

Cordoba’yı gezdik, bayağı da yürüdük, geç olmadan yine kamp yağacak bir yer bulup geceyi geçirmek için şehirden ayrıldık. Kamp yapmayı çok seviyoruz zira motorla yol alınan bir turda, sadece uyumak için bir odaya 30€ vermek çok gereksiz geliyor bize. O yüzden de şehirlerden biraz uzaklaşıp tenha bir köşe bulup uyumak çok işimize geliyor, sonuçta her türlü ekipmanımız var bu iş için.

unadjustednonraw_thumb_3aeunadjustednonraw_thumb_3b0unadjustednonraw_thumb_3f4unadjustednonraw_thumb_38aunadjustednonraw_thumb_363unadjustednonraw_thumb_369unadjustednonraw_thumb_384unadjustednonraw_thumb_410

Yaklaşık 200-250 km yol yaptıktan sonra bir kasabaya geldik. Kasaba Malacon’a 10 km uzaklıkta bir yer. Güzel bir yepe ve kamp yapılabilecek yerler var, en azından haritadan öyle görünüyor. Gidip görünce durumun öyle olmadığını anladık. Kasaba’da kasabanın çamlığına çadır kurabilir miyiz diye sorduk ve ahali, bize burada duş yok, bar yok, tuvalet yok, nasıl kalıcaksınız dedi. Biz tam bize lazım değil bunlar diye anlatmaya çalışırken, köyün ihtiyarları bizi alıp kilisenin bahçesine götürdü, buraya kurun dediler çadırı. Burda ışık, tuvalet, ve bar var dediler 😀 Bar evet, bar 🙂

unadjustednonraw_thumb_2ffunadjustednonraw_thumb_3f2unadjustednonraw_thumb_32bunadjustednonraw_thumb_332unadjustednonraw_thumb_335

Gittik oturduk barda iki bira yuvarladık, kurduk çadırı, güzel bir gece geçirdik. Madrid’e doğru düştük yola. Geçirdiğimiz en enteresan gecelerden birisiydi. Unutmayacağız. Endülüs  sıcak insanları, güzel yemek ve biraları ile kaldı hafızamızda. Kurak olmasa bu kadar çok daha güzel olurmuş kesin.

 

Reklamlar

Endülüs” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s